30 Kasım 2009 Pazartesi

Sivasspor 0 - 1 Beşiktaşımız

Her ne kadar ligin alt sıralarında olsalar dahi bi' önceki sezonu 2. sırada tamamlamış, iyi bi' motivasyon ile tehlikeli olacak bi' rakibe karşı oynadık. Maçın deplasmanda olması, yoğun ve zorlu maç trafiğimizin takımın oynadığı kötü futbolu ört pas etmek için yeterli olacağını düşünüyorum.Nitekim bu bizim için geçen sene de böyleydi. Üst sırada bulunan rakiplerimiz bizden önce oynayıp puan kaybettikleri hafta bizim maçlarımız stres yüklü geçiyordu, bunu da es geçmemek lazım.

Puan ihtiyacı dolayısı ile maçın başında gol bulmak isteyen, agresif Sivasspor'a karşı özellikle maçın ilk 20 dakikasında kanatlarda ciddi açıklar yakaladık fakat olumlu kullanamadık. İbrahim Kaş bindirmeler yaptı, ataklara katıldı kimi zaman Nihat açığını kapattı kimi zaman o bölgede bizde tehlikeli pozisyonlar verebilirdik fakat Nihat özellikle Sivasspor'un baskı yaptığı anlarda göbeğe kat etmekten ziyade çizgiden bindirmeler yapmayı tercih etse ortalarının da iyi olduğunu hesaba katarsak bizim adımıza daha olumlu sonuçlar elde edebilirdik, Nihat da daha verimli oynayabilirdi. Golün o bölgeden gelmiş olmasına rağmen sağ kanat etkinliğimiz yeterli değildi.
Mustafa Denizli'nin kenarda oyunu değiştirebilecek kilit bi' oyuncu bekletmesi huyundan diyelim artık Tello'nun oyuna sonradan girmesi canlılık kazandırdı. Saldıran Sivas'a karşı kazandığımız topları ayağında tutabilecek, ver-kaçlarla oyunu açıp rakip yarı sahaya geçmemizi sağlayabilecek Tello ile oyuna canlılık geldi. Bobo'nun golü verilmiş olsa ya da Bobo sakatlanmamış olsa bizim açımızdan daha iyi bi' maç olabilirdi.

Tabata'nın yeteneklerinin azımsanmaması gerekir. Üzerinde gerek bonservis bedeli, gerek Yıldırım Demirören antipatikliği sebebiyle ciddi bi' baskı var. En azından Şeref Bey'de 2/3 maç 90 dakika oynatılması gerekiyor.

27 Kasım 2009 Cuma

Alves'ten Gider

Pazar günü Madrid'den çok daha iyi bi' takım olduklarını göstereceklerini ve bahaneleri olmaması için Ronaldo'nun da oynamasını istediğini belirtmiş Alves. Inter maçında yaptıkları gibi top oynatmayacaklarını da eklemeyi unutmamış. Yalnız belirtmek gerekir ki Madrid orta sahası özellikle Kaka ve Ronaldo ile Inter orta sahası ile kıyaslanamayacak seviyede teknik kapasitesi yüksek bi' orta saha.

Kaynak; NtvSpor

26 Kasım 2009 Perşembe

George Weah

''Futbol, ezilen halkın mutluluğudur.''



El Clasico

Maç 29.11.2009 Pazar Saat 20:00'da Ntv/NtvSpor'dan naklen yayınlanacak.


Maçın önemi için her hangi bi' ekstra durum gerekmese de sefer 2-6'lık maç ve R. Madrid'in 1 puan farkla Barca'nın önünde lider durumda olmasının maça ayrı bi' hava katacağı kesin.
Yeni transferleri ile Madrid ciddi anlamda kadro olarak çok güçlü bi' ekip oldu. Barcelona karşısında bu isimlerin ne yapacağından ziyade asıl merak ettiğim nasıl bi' taktik anlayışı ile sahaya çıkacakları. Sağda Ronaldo, solda Kaka'yı düşündüğümüz vakit özellikle ofansif anlamda kanatlardan çok etkili olabilirler. Bunun akabinde Ronaldo'nun arkasında oynayacak olan Sergio Ramos'un yapacağı muhtemelen bindirmeler de var tabii fakat ben bunların Barca lehine dönüşebileceğini düşünüyorum. Barcelona kanatlarda açık bulduğu zamanlarda oyunu çok çabuk kanatlara açıp etkili sonuçlar üretebilen bi' takım. Özellikle sağ kanatta Alves çizgiye indiği vakit rakip kalede ciddi anlamda tehlike yaratabilen bi' oyuncu. Madrid'in orta sahanın ortasında çok fazla koşması, rakibin oyununu ve pas trafiğini bozması gerekecek bu maçta X. Alonso Madrid adına maçın önemli etkenlerinden birisi olabilir.
Barcelona'nın oyunu rakip yarı sahaya yıktığı anlarda dahi geride temkinli olacağını düşünüyorum. Nitekim kaptırdıkları toplar Kaka ve özellikle Ronaldo'nun dikine uzun mesafe top sürmesi, sürati ve adam eksiltmesi ile Barca'nın başına dert açabilir.
Madrid'in elinde Ronaldo, Kaka, Benzema gibi kaleye yaklaşamadığı anlarda kısa sürede rakip sahaya gidip uzaktan şutlarla tehlikeli olabilecek oyuncularını da göz önünde bulunduracak olursak şayet rakibi geride karşılayıp bu bölgede ciddi bi' pres ile direncini kırıp oyunu kanatlara taşıyarak hızlı adamlarla sonuca gitmesi skoru lehine çevirebilir. Pas trafiği Barca'nın en büyük kozu.

Manchester United 0 - 1 Beşiktaşımız

Old Trafford deplasmanına çıkıyorsunuz, bu çok önemli bi' nokta. Önceliki olarak altını çizmek gerekir.

Maçın başında öz güveni yerinde, ne yaptığını bilen bi' takım hüviyetinde olduğumuzun sinyallarini gördük. Şahsen gerek çıkardığı kardo, gerek oyuna zoraki de olsa müdahaleleri ile maçın adamı Mustafa Denizli desem yeridir.

Aldığı topları dikine sürebilen ve uzun bi' alan kat edebilen bi' orta saha, uzun paslarla içeri kat edip tehlikeli ortalar ve dışa doğru paslarla her açıdan saldırabilen bi' rakibe karşılık çok iyi savunma yapmamız gerekiyordu öncelikli olarak. Buna rakip orta sahanın topu her ayağına aldığında sağlı-sollu koşular yapan kanat futbolcuları da eklenince savunmamızın önemi daha da arttı. Deli İbo, İsmail ve İbrakim Kaş, Ekrem kanat hattı ile öncelikli defansif, çok koşan ve topu kanatlardan taşıyacak bi' anlayış ile sahaya çıktık ve özellikle Ekrem elinden gelenin fazlasını yaptı dün bu konuda. Rakibin her atağında bek'e kadar inen Ekrem kazandığımız her topta takımı rakip yarı sahaya taşıdı, sahada dizilişimize imkan tanıdı. Bu noktada biraz Ernst ve Tello Ekrem'e biraz daha yakın oynasalardı ve Ekrem'de topla çıkmaktan ziyade paslarla ileri çıkmayı denese daha etkili olabilirdik nitekim. İleride topu ayağında tutan Bobo doğru tercihti.

Artık galibiyete inançtan mı bilinmez; Rakibin her şut pozisyonunda duvar ören 3 savunma oyuncusuna İbrahim Toraman'ın zorunlu değişikliği eklenince bu durumu İlhan'ın kırmızı kartı ile bağdaştırıp Chelsea maçı havası estirdi bende. Bu noktada yapılacak değişiklik maçın gidişatını ciddi anlamda değiştirebilecek riskli bi' değişiklikti. İbrahim Kaş'ın stopere, sağ bek'e de Ekrem'in çekilmesi ihtimali olabilirdi Erhan'ın tecrübesizliği göz önünde bulundurulursa fakat Ekrem'in kazandığımız topları kalemizden uzaklaştırmakta üstlendiği rölü düşündüğümüz vakit Erhan değişikliği riskli görünse de olması gereken değişiklikti belki de.

Rüştü'yü özellikle pozisyondan sonra kendisini tebrik edenlere 'Hadi beyler, hadi!' dercesine tatlı sert azarladığı zaman ayrıca takdir ettim.

Old Trafford'da galip geldik! Harika bi' galibiyet. Tribündeki taraftara, sahadakilere, helal olsun hepinize!


Resimler için TribunDergi'den kebabman'a teşekkürler.

25 Kasım 2009 Çarşamba

3-0


Maçta var mıydın, yok muydun biz seni göremedik ama bu kapak sana yeter.
Beşiktaş'ın nasıl yazıldığını öğrenmişsindir!

Beşiktaşımız 3 - 0 Fenerbahçe


Fink ve Ernst'in ellerinde ki bi' maçtı diyebiliriz. Geride karşıladığımız Fenerbahçe'yi mümkün mertebe Fink ve Ernst ile kalemizden uzak tuttuk. Fenerbahçe'nin en önemli etkenlerinden birisi olan Emre ve Alex'i -özellikle Alex'i Fink'in kitlemesi- maçın bizim adımıza en olumlu hamlelerinden birisiydi kesinlikle. Alex'in etkinliğinin engellenmesi, Emre'nin adam eksiltip pas vermesi ve topla alan kat etmesini engellemiş olmamız Fenerbahçe'yi kendi yarı alanımızda dikine paslardan ziyade yan toplar ile oynamaya mecbur bıraktı bi' nevi.
İbrahim Üzülmez, önünde Ekrem Dağ. İbrahim Toraman, önünde Serdar Özkan ile çalımlarla adam eksiltip etkili olmaktan ziyade rakibin kanatlarını kitlemek ve çok koşarak kanat etkinliğini elinde tutmak isteyen bi' takım dizilişi ile çıktığımız maçta istediğimizi aldığımızı söyleyebilirim. Orta sahada kaptığımız topları dağıtacak olan Yusuf'un özellikle sol tarafında direnci ile her pozisyonda kaçan bi' Ekrem olacağını tahmin ediyordum fakat özellikle ilk yarıda Ekrem'in geride kalmasından ötürü Bobo sık-sık bu açığı kapatmak için çizgiye yaklaştı ve ileride istediğimiz kadar etkili olamadık. Ekrem geriye yardım edebilen, hızlı bi' oyuncu. İbrahim Üzülmez'in yaşına rağmen yaptığı bindirmeler ile sol kanat hakimiyetini elimizde tuttuk. Nitekim Serdar Özkan'ın da defansif anlamda kötü olduğunu söyleyemem. Hatırlarsınız Porto maçında ilk yarıda Serdar Kurtuluş ile Quaresma'yı kitlemişlerdi -2. yarı Quaresma kanat değiştirmişti-
Alex'in etkinliğini ytirdiği bi' oyunda adam geçme özelliği olmayan. Kazım defansımızın arasına kayboldu. Serdar'ın yerine orta sahaya Tello'nun dahil olması ile birlikte topu ayağımızda daha çok tutan, bindirmeler için vakit kazanan bi' takım hüviyetine büründük ve bu noktadan sonra maçı alacağımız belliydi. Fink'in harika golü, Bobo'nun Türkiye'nin en iyi stoperlerinden birisinin önünden attığı gol ve harika bi' galibiyet.

20 Kasım 2009 Cuma

Bob Marley

'' Football is freedom.''

Beşiktaş & Mehmetçik Vakfı


Sene başından beri sırtımızda yazan 'Türk Kızılayı' bu senenin en büyük gurur kaynağı Beşiktaş Taraftarı açısından. Fenerbahçe maçında 'Mehmetçik Vakfı' yazacakmış, reklamı yazmaya elim varmıyor. Siyasi konulara hiç girmek istemiyorum. Büyüksün Beşiktaşım! Seneye ve her daim bu uygulamanın devam etmesi dileğiyle.

Tribun Terörü(!)


Futbola, Beşiktaş'a merhaba dediğim günden beri belirli aralıklarla dillendirilir 'Tribün terörü' Futbolda her daim bi' terör oluşturulmuştur ve bu terör'e sıfat görevini yüklenmek her daim günah keçisi taraftarlara kalmıştır. Polisin estirdiği terör, çoluk-çocuk demeden sıktığı biber gazı, jop, arbede kimsenin görüş alanına girmez. Her daim onun adı 'görevini yapıyor'dur. Yöneticiniz tribüne paralı adamlarını sokar, tribünde çocuk falan dinlemeden 'İstifa!' diye bağıranları dövdürür ama bunun adı da 'Tribün terörü'dür.
Dün NtvSpor'da denk geldim, Cem Dizdar'ın bu konuda çok değerli fikirleri var. Tribüne gelen kişinin oraya tüm sorunları ile geldiğini ve bu sorunların nasıl oluştuğunu irdelemek gerektiğini söyledi. Verdiği 'O adam oraya şemsiyesi stada alınmadığı için yağmurda ıslanarak geliyor ve evine yağmurda ıslanarak gidiyor' örneğini çok beğendim özellikle fakat Cem Dizdar harici bu konulara bu açıdan bakan pek yok.
Beşiktaş tribününün önde gelenlerinden 36 kişi gözaltına alındı ve bilinen bi' gerçek bu kişilerin küfür etmediği, sadece direnci kırabilmek güç gösterisi yapabilmek için bi' bahane olduğu. Beşiktaş Başkan'ı tribünde paralı adamları ile gerçek Beşiktaşlıları dövdürür, tribün terörü olur.

Sıcağıyla, Acısıyla


Öncelikli olarak kitabı bana hediye eden Onur kardeşime çok teşekkür ediyorum.

Adana'nın Türk Futbolu ve derbi karşılaşmalar için Türk Futbolu'nun en önemli kentlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Özellikle şahsım adına Adana Demirspor ile Türk Tribün Kültürü'ne katkıları da azımsanamaz kesinlikle. Kitap çıktığı vakit Adana futbolu üzerine iki kelam edebilmek için mutlaka alınması gerektiğini düşünüyordum ve gerçekten yanılmamışım.
Hepsinden öte Muharrem Gülergin gibi bi' efsaneyi daha yakınen tanıma şansını sunuyor kitap. Kitaba başladığımda 'Muharrem Gülergin uğruna bi' kitap yazılabilecek birisiymiş' dedikten sonra ki yazıda 'Muharrem Gülergin'i kitaplara sığdıramayız' bölümünde hak verdim. Ruhu Şad Olsun İnşallah.
Ali Hoşfikirer gibi beyfendi bi' spor adamı hakkında daha fazla bilgi edinmek, onun kaleminden Adana futbolunu okumak çok güzel. Yanılmıyorsam Ruhi Polisçi'nin -Ali Hoşfikrier'in de olabilir- söylediği 'Biz elmayı manavdan almayız. Elma ağacı yetiştirir elmayı dalından toplarız' sözü sporun ve özeti ve Adana futbolunun geleceği açısından ışık niteliğinde bi' söz.
İşin Adana boyutundan bakacak olursak 'Dilsiz Amigo' ve sadece kalecilerle uğraşan tafatar kısmı olayın neşeli boyutları. Şu meşhur Inter maçında Adanaspor'lu bi' futbolcunun 1-0 Adanaspor öndeyken Antobelli'ye bacak arası atması ve taraftardan yükselen 'Lan kızdırmayın adamları lan' sesleri futbolun sempatik yüzü. Kitapta en çok etkilendiğim kısımlardan birisi Hakkı Kaynak'ın yazısı. Gerçekten üstüne kelam edilmenin saygısızlık olacağı, ağlamamak için insanın kendisini sıkmasını gerektiren bi' yazı.
Adana futbolunun geçmişindeki güzellik ve başarıları geleceğe taşıması aşamasında şüphesiz en iyi yol geçmişine tutacağı aynadır, bu yönden çok güzel bi' kitap olmuş. Yalnız teknik anlamda Adana Futbolu'nun geleceği biraz satır aralarında kalmış gibi geldi. Kitapta emeği geçen herkese tekrar çok teşekkürler.
Kitapta emeği geçen herkese tebrikler. Çok güzel bi' kitaba imza atmışlar.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Beşiktaşımız 0 - 3 Wolfsburg


Geride oynayan, kontrolü bırakmayan bi' defans sıkça yardıma gelen bi' orta saha ve çok iyi bi' forvet hattı ile karşılaştık dün. Dün gördük ki Ernst olmayınca bu iş olacak gibi görünmüyor.


Uğur ve Fink'in geriye bu kadar yakın oynaması ile oyunu kendi yarı sahamızda kabullendik. Özellikle ilk yarı fazla koşmamaları, ileriye yardım etmemelerindne ötürü Tabata sürekli top almak için geri gelerek etkinliğini kaybetti. Deplasmandaki maçta geniş alan bulamadık, savruk oynadık. Bu maçta geniş alan bulacak olmamıza rağmen ki bulduk ama yakın oynadık. Adamlar ilk maç resmen sol kanadı çok iyi kullandıklarını ve bizim de o bölgede savunma anlamında kötü olduğumuzu bağıra-bağıra söylediler. Buna karşılık İbrahim Kaş ile devam ettik. Hayır işin garip tarafı bunun üstüne o bölgede maç içinde inanılmaz boşluklar verdik rakibe. İbrahim Kaş'ın savunmada etkinliğinden de ziyade ileri katılamamkta inat etmesi, her katıldığında da topu kaptırması cabası.


Defansı açmakta zorlanan bi' takım olarak Tello, Ernst, Tabata, Fink ve zaman-zaman Bobo gibi topçuların uzaktan şutlarına başvurmamız gerekirdi ki dün ki spikerin söylediği 'ŞL'nin en az şut çeken takımı olma' istatiğimiz garip bi' çelişki. Bunun akabinde kanatlarda topla adam eksiltip çizgiye kat edebilecek kapasitede futbolcuları savunma yönü zayıf diye oynatmıyorsanız en azından beklerimizin çok koşan, iyi bindirmeler yapabilen oyuncular olması gerekirdi. Sağ'da Ekrem geride, Sol'da da İsmail Köybaşı tercihi dün kanatlarımızı daha canlı, verimli hale getirebilirdi. Özellikle maçın ilk yarısında Wolfsburg defansı topu aldığında durup oyun kurmak için beklediler, rahatça pas yaptılar ve yardıma gelen arkadaşları ile oyunu açtılar. Adamlar orta sahada topu aldıklarında ayaklarında topu tutup, takımın ileri yerleşmesini sağladılar ki ilk özellikle ilk yarı orta sahada topu ayağımızda tutumamıza izin vermediler.


Fink'in daha çok koşması, ileri yardımları ile takım biraz daha kendine geldi fakat anlayamadığım nokta; Önümüzde 0-1 geride olduğumuz ve açamadığımız bi' defans var. İyi/kötü takımda adam eksilip defansın arkasına adam kaçırabilecek, uzaktan şutlarla tehlike yaratabilecek bi' oyuncunuz var ve siz Tabata'yı oyundan çıkartıyorsunuz.


Özgüven ya da teknik kapasite eksikliğidir. Serdar'ın sağ çaprazdan yakaladığı pozisyonu harcamamamız gerekirdi. İbrahim Üzülmez'in ceza sahasının hemen dışında önüne bırakılan pozisyonlarda Dünya'nın her yerinde her taraftar 'Vur!' diye ayağa kalkar, bunlar kesinlikle şut çekilmesi gereken pozisyonlar tabii durdurarak değil, gelişine vurulması gereken pozisyonlar. Gol olur, sert şuttur kaleciden döner karambol ile tehlike oluşturulur hiç olmadı takımı havaya sokar.


Ocak 2010

3 Kasım 2009 Salı

Beşiktaşımız vs Wolfsburg


Defansı için aynısını söyleyemesek de rakibin oyununu bozan, top yaptırmayan, iyi bi' orta saha ve çok iyi bi' ileri hatta sahip bi' rakip ile oynayacağız.


Puan tablosu, fikstür ve oyun yapılarımız ele alındığı vakit muhtemelen 1 puan için sahaya çıkacaklarını düşünüyorum. Nitekim ileride çok etkili ve kafa toplarında üstün iyi bi' Dzeko, sürekli kullandıkları sol kanadın bizim savunma kısmımızda zayıf olması Wolfsburg adına önemli bi' artı. İlk maça oranla orta sahada daha geniş alan bulacağız. Bu boşlukları topu ayağında tutup dikine oynayabilecek Tabata maçın kilit adamı olabilir. Tabii bu aşamaya kadar çok koşan bi' Fink ve olumlu paslar yapan bi' Ernst çok önemli oyucular olacaktır muhtemlen. Oynarsa şayet Yusuf ile sol tarafa adam eksiltip tehlikeli posizyonlar yakalayabiliriz fakat sağ kanatta kısa paslarla rakibi açmamız gerekecek.


Bizim açımızdan CL bu maçtan sonra şekillenmeye başlayacak. Manchester bugün CSKA ile kendi evinde oynayacak. Manchester'ın kazanacağını ve bizim de Şeref Bey'de CSKA'yı devireceğimizi düşünecek olursak Uefa için şansımız yüksek fakat gruptan çıkma konusunda; CSKA'nın iyi bi' takım olduğu söylenemese de en azından Uefa için ve Wolfsburg ile kendi evinde oynayacağını gözardı etmemek gerekiyor. Bizim önümüzde ki maç ise her ne kadar muhtemelen gruptan çıkmayı garantilemiş olsa da Manchester deplasmanı olacak.