20 Kasım 2008 Perşembe

... ve diğerleri


birinci ağızdan söylenmesede sanırım günümüz futbolunda ülkemizde en çok kullanılan tanımlamalardan birisidir 'diğerleri'. kimi zaman 3 büyük, kimi zaman ise 'objektif' görünme çabasında olanlar tarafından '4 büyük ve diğerleri' olarak nitelendirilirler ki bu uğruna rakip futbolcular tarafından: ''Göztepe Efsanedir. Efsaneyle Oynamak Bizim İçin Şereftir'' pankartı açılan Göztepe dahi olsa sonuç değişmez. Sabah Grubu tarafından 'borçsuz' olarak devranılan Göztepe yaklaşık 5 trilyon borç ile derneğe bırakıldı ve hepimizin diline ''Issız kuytu köşelerden andolsun ki döneceksin!'' isyanını bırakarak mücadelesini toprak sahalara taşımak zorunda kaldı. Neyse, günümüzde mühim olan reyting sonuç itibariyle. 'diğerleri'nin maçlarını doğru-düzgün gözlerden akan uykudan yoksun izlemelerinin tek yolu 3 büyükler'den birisi ile karşılaşmak maalesef ki keza 'diğerleri' taraftarı olan birisinin herhangi bi' maç özetini izleyebilmesi için zaten gecenin ilerleyen vakitlerinde başlayan futbol(!) programlarında 3 büyükler'in maçlarının geniş analiz ve yorumlamalarının ardından tartışmalı pozisyonlarının da 'hızır idi, yunus idi' vari inatlaşmalarla son bulmasını takip eden 'gelecek haftaya bakış' analizlerinin bitmesini beklemesi gerekiyor mutlak şartla. Sebep olarakta yazılı ve görsel basında dirhem yer ayırmadıktan sonra 'reyting' denilir. Kimi zaman bi' şehir el ele verip 'kazanan' hanesine isimlerini yazdırsalar dahi onlar her zaman gününde olmadığından ya da hocasının yanlış analizleri yüzünden kötü oynayıp kaybeden 3 büyük'ten birisinin rakibi olarak anılırlar. 'diğerleri' kazanmaz, rakip kaybeder. Günümüz futbolu o hale geldiki puan tablosundaki isimlere bakılarak ligimizin kalitesi analiz edilir oldu. Bugün Ntvspor'da Süper Lig'in kalitesine Sergen'in: ''Berbat'' demesini Hakan ''Rezalet'' diyerek tanımladı ki ''İlk 4'e bakın ne Fenerbahçe, ne Galatasaray'' var diyerek belki de Türkiye'de futbola bakış açısını özetlediler.
***
Alt mahalle-üst mahalle maçlarını özlüyor insan ister istemez. Hani bi' de maçta yedek olan çocuk arkadan destek verir 'hadi laaan !' diye de aklını hep şeytan dürter inceden: ''ulan birisinin ayağı burkulsa da ben de oynasam'' diye. O derece saf olsa ya gene futbol.

Futbol ve Romantizm


Resmi çeken arkadaşı bulamadım, kızmaması ümidi ile buradan eyvallahımız olsun kendisine.

18 Kasım 2008 Salı

Başın Sağolsun Göztepe

Sarı-Kırmızı sevdalısı Veli Yılmaz SARICI İzmir Alsancak'ta bıçaklanarak öldürülmüş. Başta Ailesi ve Göztepe camisı olmak üzere hepimizin başı sağolsun. Allah Mekanını Cennet Eylesin, Yılmaz Abimiz'in geride bıraktıklarına sabır ve uzun ömürler nasip eylesin inşaallah.

Koca Adam Dayanamadı


Kaybettik demek doğru olmaz, Anıl abi tüm yürklerde yaşayacak. Başta Ailesi ve Galatasaray camiasi olmak üzere hepimizin başı sağolsun. Mekanın Cennet Ola İnşaallah Anıl Abi, Allah geride bıraktıklarına sabır ve uzun ömürler nasip eylesin inşaallah.

16 Kasım 2008 Pazar

Kimdi Lan?


Hani eskileri yad ettiğimiz zamanlarda hafiften hafızamızda yer kaplamış, adını unuttuğumuz topçular olur da hatırlamak için bi' kaç tüyo bekleriz, kimseden çıt çıkmazsa 'Kimdi Lan?' der geçeriz ya. Türkiye'de Simone'ye 'hee, hatırladım valla' denilmesi için sanırım en iyi ipucu 'hani Monaco'da oynarken penaltıdan gol atmıştı Galatasaray'a' demek yeterli olur. 1986'da Como Calcio*'da futbola 'merhaba' diyen Simone 1 sene de Virescit Boccaleone'de forma giydikten sonra tekrar yuvaya dönüyor. Büyük sıçrayış yapıp yuvaya bu sefer sağlam bi' 'elveda' dedikten sonra 9 senelik bi' Milan serüveni başlıyor onun için. 3'ü Paris Saint Germain, 2'si Monaco'da olmak üzere 5 sene Fransa'da gözlere hitap ettikten sonra tekrar Milan'a dönüyor ve sanırım 2004'te Nice'da oynadıktan sonra bu sefer futbola 'elveda' dedi. 4'ü Milan, 1'i Paris ve 1'i de Monaco'da olmak üzere 6 lig şampiyonluğu kupası kaldıran Simone, Paris'de oyarken kaldırdığı Fransa Lig Kupası'nı Monaco'da oynarken finale çıkıp görmekle yetinmiştir. Milan'da oyandığı ilk senesinde -1989/90-Uefa ve Kıtalararası Şampiyonluk Kupası görmüş-geçirmişliği olan Simone'yi daha sonralarda kaldırdığı Kupa'lar kesmemiş olsa gerek.
(*)Serie B'de mücadele eden 106 yıllık çınar.

Futbola Dair #2


Güzel yurdumun yaratıcı insanları.

Bursaspor vs BEŞİKTAŞ


En çok kafama takılan konu oyunda Nobre gibi kafa toplarında etkili bi' oyuncu olmasına rağmen 17 tane köşe vuruşundan olumlu bi' sonuç çıkaramamamız oldu. Duran toplarda iyi olduğumuzu söylemek pek mümkün değil. Rakip savunma ile bariz bi' boy farklı olmamasına karşılık neden ön direğe top atmakta bu derece ısrar edilir anlayamıyorum. Romashenko'nun geride oynatılması maçın başlarında rahatlattı ki daha sonra ileriye çıktığında ne derece etkili olabileceğini ve geride yaptığı hataları gördükten sonra da haklı olduğumu anladım. Bursa'yı sahasına hapsettiğimiz anlarda dönen topları organize bi' şekilde kullanmaktan ziyade hemen atağı tazelemek için topu indirmeden tekrar rakip sahaya taşımamız topu kaybedip takımın geri gelmesine neden oldu. Nobre bu maçta yer tutma konusunda hatalı davranmasa rahat alabileceğimiz bi' maç olabilirdi. Gökhan ZAN'ın kademede verdiği açıklarını farkedip pozisyon yaratan Sercan Bursa adına etkili olabileceği anda oyundan çıkartıldı. Delgado'nun sahada gezinmesi ve Tello'nun bu maçta tutuk olmasına orta sahada 'hacı kim nerede oynuyor lan, ben anlamadım?' tepkileri verilen dizilişte eklenince orta sahamız top bizdeyken bi' şey yapamadı. Holosko'nun ayağına oynadığımızda etkili olamadığını ve önüne toplar atıldığında büyük tehlikeler yarattığını görmemize rağmen hâlâ ayağına oynamaya devam ettik. Nobre-Holosko ikilisi oyundayken yapılmayan ortalar yerlerine Serdar ÖZKAN- Bobo girdikten sonra yapılmaya başlandı ki daha sonra Mustafa DENİZLİ'nin hatasını 'geç' farkedip Batuhan'ı oyuna almasından sonra sebepsiz bi' şekilde tekrar doldur boşalta çevirdik oyunu. Çizgiden dönen topları geçtim, kale ağzında Serdar ve Nobre ile yakaladığımız pozisyonları değerlendirebilsek rahat alacağımız bi' maçta 2 puan bıraktık kötü bi' Bursa karşısında. Asıl korktuğum son iki deplasman maçımızda golümüz yok.

Başın Sağolsun Karşıyaka


Geçen gün Deplase'de -deplase.com/forum- Galatasaray-Eskişehir maçı için deplasmana giden bi' arkadaş benzeri bi' durumdan yakınmıştı. Kendisinin anlattığına göre üstlerinde atkı olmamasına rağmen -düşünün atkı olsa- yanlarından geçen arabadan bi' insan müsvettesi tüfeği çıkartıp basmış küfürü. Sanırım Galatasaray'ın Bursa deplasmanı dönüşü benzinlikte de benzeri bi' olay yaşanmış. Şimdi de saf sevdasına bürünmüş renklerin, arma'nın peşinde koşan Özgür kardeşimiz benzeri bi' olay sonucu hayatını kaybetti. Bu kadar mı basit silah ruhsatı verilmesi, bu kadar mı önemsiz denetlemeler. Karşıyakalı'lar yağmalama gibi bi' durumun kesinlikle söz konusu olmadığını söylüyorlar keza söz konusu benzinlik Polis Eğitim Merkezi'nin karşısında. Benzinliğin görüntülerini gösteren basından tiskiniyorum. Böyle bi' başlıkta basından daha fazla bahsetmek istemiyorum. Başta Ailesi ve Karşıyaka Camia'sı olmak üzere hepimizin başı sağolsun. Allah (C.C.) geride bıraktıklarına sabır ve uzun ömürler nasip eylesin inşaallah. Ruhu Şad, Mekanı Cennet Ola İnşaallah kardeşimizin.
Resim kskcarsi.org'dan alınmıştır.

14 Kasım 2008 Cuma

Futbola Dair


Top geçer adam geçmez.

13 Kasım 2008 Perşembe

Var mı Arttıran?


Süper Lig'de -başına Turkcell koymaya hiç niyetim yok- henüz 10 haftayı geride bırakmış olmamıza rağmen takımların yarısında teknik direktör değişikliği yaşandı. Hikmet KARAMAN'dan başlamak istiyorum fakat traji komik bi' olaydır ki kendisi daha başlamadan ayrıldı. Yaptığı açıklamalar daha bi' komikti, o ayrı mesele tabii ki. Yalan yok: Oldum olası Fatih TERİM tarzı hareketleri ile hep itici gelmiştir bana. Neyse, Hikmet KARAMAN'ın 'yok hacı, beni sarmadı' merasiminden sonra görevi devralan Jarabinsky 8 hafta görevde kaldıktan sonra bayrağı Şifo Mehmet'e teslim etti. Konya'da 3 haftalık tecrübe edinen Raşit ÇETİNER'in yerinde şimdilerde Giray BULAK var ki bu kendisinin çalıştırdığı 10. klüp. Kocaeli'ne geçen sezon 4 hafta kala 'merhaba' diyen Engin İPEKOĞLU yeni sezonun başlamasından 4 hafta sonra 'elveda' dedi. Yerine Türk Futbolu'nun sotede bekleyen akbaba misali yegane fenomeni Yılmaz VURAL geldi ki kendisi 14 farklı kulüp çalıştırarak muhtemelen kırılması zor bi' rekorun altına imzasını adeta kazımıştır. Ankaragücü'ne yıllarını veren ve 'kanımca' ilk senesinde başarılı olan Hakan KUTLU daha bu senenin mart ayında Konya'dan ayrılan Ünal KARAMAN'a devretti hayallerini. Ertuğrul Hoca görevini Lig Tv'de kendisini eleştiren Mustafa DENİZLİ'ye bıraktı ya da bıraktırılmak zorunda kaldı demek daha doğru olur ki televizyon yorumcularının o sene içerisinde bi' kulüp çalıştırmasını kesinlikle doğru bulmuyorum. Hacettep'de 9. hafta sonunda Osman ÖZDEMİR'in yerine Erdoğan ARICA geldi ki 8 farklı kulüp çalıştırarak Hikmet KARAMAN ile birlikte 10 farklı kulüpte görev alan Güvenç KURTAR'ın ardından Yılmaz VURAL'ın yakın takipçilerinden birisidir kendisi de. Denizli'de Ali YALÇIN'ın istifasından sonra bi' istifa haberi daha geldi ki evlere şenlik: Bursa'dan Samet AYBABA istifa ediyor ve Gençlerbirliği'nden istifa eden Mesut BAKKAL'ın yerine geçiyor. Bursa'nın yeni hocası da Güvenç KURTAR oldu. Kayseri maçını teknik direktör arayışı içinde geçiren Denizli'de -bu tabloya bakılırsa 'şimdilik'- Ümit KAYIHAN göreve geldi.
***
Biraz hafıza testi tadında bi' yazı oldu. Ulan kim neredeydi, kimin yerine kim geçti, kimin kaçıncı kulübüydü? derken hatasızca bitirmişimdir umarım ki hatam olduysa bunda en az suçlu benim. Adamlar memleket programları yapıp şehir-şehir dolaşanlar gibi mübarek.

Siz Saldıra Durun !


bi' ömür sığdırırız kimi zaman olurda 90 dakikaya ...
... ne umutlar besleriz sayılı zaman kala. her gece uykuya dalmadan önce geliriz Şeref Bey'e. sahaya çıkar rakibe basar, top çalarız. Kimi zaman olur 90'a atarız, kimi zaman olur da 90'da takarız. Gol sevincimizi Kapalı'yla paylaşırız, Açıkla beraber ıslanırız yağan yağmurlarda. Siz, bizsiniz zaten. Biz de siz oluruz her gece. Vakit geldiğinde 11'e +1 oluruz tribünlerde. Kaçıncı defa olursa olsun Şairlerde, Kazan'da Hasbi'de hep aynı heyecanla aynı umutlarla kavrulur bizde yürekler. Sizinle birlikte baskı yaparız rakibe, sizinle birlikte bindirmeler yaparız. Yeri gelir de hani 'Saldır BEŞİKTAŞIM !' diye derman oluruz, zorla gömülürüz kaleye. Siz an gelir de eksik kalırsınız. Siz saldıra durun, biz tribünden bağıra-çağıra ortalar açarız size. 'Kazanan !' hanesine seni kazımak için tüm yürekler bir oluruz. Siz vurursunuz da topa, biz 'hadi laaaaaan !' diyerek 90'a iteriz hani o topu. Siz sahda deplase olursunuz da kahvede maç izleyen çocuklarda ''gel lan yer değiştirelim, ben burada oturunca gol atamıyoruz'' der hani. Siz ellerinizi kaldırır top istersiniz de hani memleketinde yüreğini Beşiktaşı'yla kavuran abimiz de ellerini açıp Duâ eder hani. Hani hep birlikte mücadele ederiz ya bi' 90 dakika ...
... Siz saldıra durun, ortaları tribünden biz açarız size bağıra-çağıra !

Mikail ASLAN


No senê zemano têlmaso*

Anlayabilmek için Zaza'ca bilmeye gerek yok. Dil alışıncaya kadar gözler eşlik ediyor Mikail ASLAN'a. Agerais, Kilite Kou, Miraz ve Zernkut adında dört albüme sahip. Kanımca mutlaka dinlenilmesi gereken ender sanatçılardandır. Merhaba demek için îqrardar iyi bi' seçim olabilir.

(*)Yol öyle garip bir zamana vardı


Deplasman Çorbası

'Abi bize bi' çorba. Kaşığa gerek yok, ekmek bol olsun.'

12 Kasım 2008 Çarşamba

Piknikte Dömivole

Gerçekten bi' solukta okunabilecek, heyecan verici ve endüstriyel futbol'a söver tadda bi' kitap. Tafsiye edilir, şiddetle.

Editör: Tanıl BORA.
Derleme: Barış KARACASU ve Şener YELKENCİ'ye ait. Kitaba katkıda bulunan yazarları ''Manyaklar, kafayı takmışlar hatta sıyırmışlar'' diyerek tanımlıyorlar ve kitap Erdinç SİVRİTEPE'ye Armağan.
İçindekiler:
Bir Yaşam Boyu İzmirspor (Erdinç Sivritepe), Antepspor’um Benim, Mazide Kalmış Sevgilim... (Bağış Erten), Kayseri Futbol Tarihine Bir Bakış (Ayhan Baynal), Piknikte Dömivole (Bozkurt K. Yılmaz), Futbolun Değişimi (Bülent Gürsoy), Futbolcu Resimleri (Cem Pekin), Tavşancılspor (Efkan Bucak), Almanya... (benim için) Pek Tatlı Vatan (Eray Özer), Sadri Alışık ve Ronaldinho (Hakan Dilek), RSSSF – Maç Sonuçları Belgeliği (Karel Stokkermans), Saymaca/Düzmece: Taraftar Takıntısının Bir Ucu (Mehmet Ali Çetinkaya), Nasıl Takım Tutmaya Başlanır? (Muhammed Şahin), Kulüplerin Gerçek Sahipleri Taraftarlar(mı)dır? (Murat Odabaşı), Asya’dan Futbol Manzaraları... (Mustafa Taha), Göztepe ve Onun Hazin Hikâyesi (Oğuz Reşat Sipahi), Yugoslavya’da Futbol: Yeniden, Birlikte... Mümkün mü? (Özgür Dirim Özkan), Taraftarlığın Tamiri: Takım Değiştirmek (Remzi Salihoğlu), Futbol Sevdasının Yanları: I - Fantezi Futbol (Serbülent Şengün), Sana Bir de Stadlarından Bakalım Aziz İstanbul (Tuncay Yavuz), Bir İnsan Neden Tirespor’u Tutar? (Yusuf Al), Oyun Bitti (Zeki Kumova).

Yönetim İstifa !


localar kalkacak, Beşiktaş'a cepten 30 milyon euro verilecekti ...
... ve tıpkı dediği gibi. locaların bi' kısmı kalktı, Beşiktaş'a da 30 değil, 40 milyon euro verildi. burundan da fitil-fitil getirildi maşaallah. Beşiktaş Cola Turka Basketbol Sponsorluğu:''Biz kupalarla, ligdeki konumumuz ile değil. biz camia olarak bütünlüğümüz ve başarıya gitmek için çizdiğimiz rota ile farklı bi' klübüz. bizi biz yapan ilkelerimiz, değelermiz. başarı için 'sadece mücadele' etmemizdir abiler. bu cola turka sponsorluğu bize ters, ilkelerimiz ile örtüşmüyor'' dedik, ''çok biliyorsanız o parayı çıkarın siz verin kardeşim, Basketbol'da başarılı olmanın zamanı geldi artık!'' diye laf işittik. ''lan bahsettiğimiz Beşiktaş, neyin kupasından bahsediyorzunuz?'' desek de nafile. Cola Turka ile gelecek kupayı istemeyenler, Cola Turka ile kupa isteyenlere nazaran haklı çıktı nitekim. sponsorluk akabinde El-Amin gönderildi ama kimse de tek kalem laf etmedi. neyse ...
... para, para, para denildi ki asıl meselenin para değil parayı kullanmak olduğunu anlatmadık. biz de anlatamadık, Hüsnü GÜRELİ'de anlatamamış demek ki. Geçen senenin son maçında da yönetimi istifaya çağıranlara karşılık olarak ''Sabote etmeyin, Uefa'ya gidelim!'' deniliyordu. aha, buyrun size Uefa! Velhasıl ''Sevinmek İçin Sevmedik'' bi' nevi tarih oldu. Üstünden epey zaman geçri ve Cola Turka sponsorluğunun hiç bi faydasının olmadığı görülecekken gözümüze soktular, buyrun: Akatlar Cola Turka Arena buna tepki beklerken bu da savunulur oldu. vay efendim bilmem hangi dünya klüplerinin dahi stad/salonları sponsorluk anlaşmalarındaymış da, biz yapmışız da n'olmuş. Biz BEŞİKTAŞIZ Ağalar!
ilk sene, hoca gelmeden yapılan 10 tane transfer. ''ulan adamlar tecrübesiz ,hem bunlar teknik konular neyse'' dedik ki toplam 4 senede yapılan transfer sayısı: 50 oha! Bakın bu bahsedeceklerim benim en kendime yediremediğim, en çok zoruma giden ve en çok kalp kırdığım konu. Bana Beşiktaş'ı sevdiren benim babam. Daha doğrusu babamın Beşiktaş'a olan sevgisi bana Beşiktaş'ı sevdirdi, babamda Beşiktaş'ın nasıl sevileceğini öğretti. Ben Beşiktaş'ı sevmeye yeni-yeni başladığım zamanlarda etrafımda Beşiktaş düşmanı göremezdim. Kime sorsalar kendi takımı şampiyon olamazsa Beşiktaş şampiyon olsun derdi ve bu kesinlikle Beşiktaş'ın ezeli rekabette olmadığı anlamına falan da gelmiyordu ! Bunu sorduğumda babam verilebilecek en güzel cevabı vermişti. Çünkü biz Beşiktaş'tık ve onlar birbirlerini yerken bizim için Sadece Beşiktaş ! vardı. Bizim anti bi' duruşumuz yoktu. Bizim için TFL Beşiktaş'tan ibaretti ve Beşiktaş dışında kim varsa bizim gözümüzde eşit mesafedeydi, bizde hepsine eşittik ! Lütfen şimdi kimse çıkıp bana o zaman Aziz YILDIRIM mı vardı ? demesin çünkü komik duruma düşer. Bizim Fener'e de, Galatasaray'a da eşit olduğumuz zamanlarda daha da şerefsizi; Ali ŞEN vardı çünkü. Bilmeyenler için hatırlatmak da fayda var; Eskişehirspor'un bi' maçında -rakibin kim olduğunu hatırlayamadım- Ali ŞEN'e küfür edilmedi mi ? O zamanlar 2. Lig maçında dahi küfür edilen bi' başkanı vardı Fener'in. Biz Beşiktaş'tık ve bizim tavrımız her koşulda aynıydı çünkü o Beşiktaşlılık duruşuydu. Rakibimizinde bize iyi olduğu zamanlarda aynı tavrı göstermek işin en basitiydi zaten fakat rakibimiz kahpeleştiğinde dahi aynı tavrı göstermek, tepkini dahi ''saygı'' çerçevesi içinde verip yine herkese eşit mesafede olmak, Beşiktaş'tan başka taraf olmamak Beşiktaşlılık beyfendiği, Beşiktaşlılık duruşuydu ! Yine Yıldırım DEMİRÖREN'in bi' kaç sözünü hatırlatmakta fayda var. Hatırlarsınız Yıldırım DEMİRÖREN katıldığı bi' panelde [B]''Sokakta ki 10 tane Beşiktaş taraftarına sorun, 9 tanesi Fenerbahçe şampiyon olmasın da kim olursa olsun der !''[/B] demedi mi ? Benim bildiğim kadarı ile bu sözün aslı; ''Beşiktaş Şampiyon olamıyorsa; Kim olursa olsun, banane !'''dir. Haksızsam buyrun, düzeltin. Ben Anti-Fenerbahçe'li değilim Sayın Yıldırım DEMİRÖREN, ben/biz Beşiktaşlıyım/Beşiktaşlıyız ! Oktay abimizi öldüren değil miydi Galatasaray taraftarı ? Malatya'ya tofaşları akıtan değil miydi Galatasaray Yönetimi ? Baskette dahi Türk statüsünde oynatıp şike yapan değil miydi Galatasaray ? Bunları yapan değil miydi Başkanımızın Şampiyon olmasını istediği Galatasaray ! Ayıptır, Yazıktır, Günahtır ulAn ! Kanımca büyük takımlar/klüpler başarılarından da ziyade duruşları ile büyük olurlar ki duruşumuzu bitiriyor Sayın Yıldırım DEMİRÖREN sağ olsun. Şayet büyük bi' camiaysanız pek tabii ki çok çalkantılı günler geçirebilirsiniz. Optik Başkan'ın anlattığı gibi 12-13.'lük arasında da gidip-gelebilirsiniz fakat ''Bu sene amacımız Fenerbahçe'nin Şampiyon olmaması !'' ne demek Allah aşkına ? Büyük bi' klüp başkanının yapacağı açıklama mıdır bu, büyük bi' klübün hedefi midir bu ? Rıza ÇALIMBAY döneminde ''Rıza bizimle geldi, bizimle gider !'' denildi, söz tutulmadı. Tamam abiler, bu her klüpte olur amenna. Peki ''İstifa Edeceğim !'' dedikten sonra 40 küsür saniyelik sözüm ona ! olayla ilgili fakat olayla hiç alakası olmayan rekor basın toplantısı nedir ? ''EL DEĞMEMİŞ, TEMİZ BİR LİG İSTİYORUZ !'' Pankartını futbolculara taşıtmanın mantığı nedir ? Bunu savunacak olan sizlersiniz, futbolcunun işi değil bu ! Beşiktaş'ın kazandığı kupanın yeri; Beşiktaş Müzesi'dir ! Kimse o kupayı sahiplenip birisine/birilerine götüremez ! O kupa saha da terleyen futbolcumun, o kupa tribünde haykıran taraftarın, o kupa memleketin öbür ucunda televizyon başında duâ eden abimizin !
Bu yönetim geldiği günden beri yaptığı her açıklamada ki tek amacı günü kurtarmak adına yapılan açıklamalardı ! bkz; ''Beşiktaş'ı kirli kalemlerden temizleyeceğim !'' dedi ve iki gün sonra imâda buLunduğu Atıf KEÇECİ ile yemek yedi. -Atıf KEÇECİ dahi Başkan'ın bu açıklamasından sonra olayı üzerine aldı !- bkz; ''Beşiktaş'ın 101. Yılında ki çalınan Şampiyonluğunun hesabını soracağım !'' dedi, ertesi gün Serdar BİLGİLİ ile gülüp-eğlenirken kameralara yakalandı !
bkz; ''Beşiktaş'ı kirli kongre üyelerinden arındıracağım !'' dedi, henüz daha bi' adım dahi göremedik. Bu açıklamalar yapıldı çünkü o dönemlerde çok çalkantılı günler geçiriyorduk ve açıklamalar adeta 'cuk' diye yerine oturdu, günü kurtardı !
Beşiktaş Dergisi'nde çıkan Twigy reklamlarından hiç bahsetmek istemiyorum zaten, içler acısı. Beşiktaşımız'ın maçı olduğu esna da golf oynamak da ayrı bi' zevkin ürünüdür, lafımız yok!
Velhasık takımın alacağı bi' teneke parçası zerre dahi olsa umrumda değil. Benim BEŞİKTAŞIM kanatları kullansın, Benim BEŞİKTAŞIM saldırsın da Yeter!hele bi' de siyah şort giydik mi: keyfime değmen, dünyalar benim ulAn! YÖNETİM İSTİFA !

Sana sözümüz var Son Holigan: Son Barikat BEŞİKTAŞ!

Kardeşlerin Hayran Sana !

Senin o Beşiktaş sevdası ve insanlık dersi verdiğin sıralara biz de seni kazıdık Başkan, Sen Çok Yaşa !

''Ankara'nın ilçesi Çubuk'ta, yatılı çubuk lisesinde bir süre öğretmenlik yaptım. sınıfa ilk girdiğimde, Beşiktaşlılığımı gizleyerek, öğrencilerime hangi takımı tuttuklarını sordum. Fener, Galatasaray ve Beşiktaş'ı sırasıyla sordum. Beşiktaşlıları çok iyi tespit ettikten sonra Beşiktaşlı olduğumu söyledim. ve tekrar beşiktaşlılara el kaldırmasını söyledim. bu kez eller biraz daha fazla kalktı. fakat kimlerin Beşiktaşlı olduğunu tespit etmiştim. sonra öğrencilerime dönerek aynen şunları söyledim: "Beşiktaşlı olanlara bir not fazla vereceğim, dörtse beş, beşse altı, Fenerli ve Galatasaraylılara ne bir fazla ne bir eksik not vereceğim'' dedim. bir de pazartesi günleri, Beşiktaş yenilmiş veya berabere kalmışsa, kimse kesinlikle futboldan konuşamıyordu. konuşana kızıyordum ve dersleri de ağırlaştırıyordum. Beşiktaş kazanmışsa, dersin ilk 20 dakikasını ders yapmadan futboldan bahsederek geçiriyordum. ama şuna inanın bütün öğrencilerim beni çok seviyordu. hepsiyle tek tek ilgileniyordum. çünkü, ben onların hem öğretmenleri, hem de anne ve babaları, sıra arkadaşları gibiydim. çoğuna ihtiyaçları olduğunda, para bile veriyordum. hepsini çok özlüyorum. sonuçta bir yıl öğretmenlik yapıp tekrar Beşiktaş'ıma döndüm.

Ak Saçlı, Kara Sevdalı Kahramanım'a


Sen ömrünü adadın. Yüreğini, yarınını Beşiktaş dolu sevdalarına sakladın ...
... Sen ilk tatilini biz seni gönderdikten sonra yaptın fakat bizim senden sonra 'Büyük Başkan!' diye karşıladıklarımız maç vakti biz gırtlağımızı patlatıp yüreğimizi kısarken golf oynadı, ses etmedik. Senin bizden başka kimsen olmadı. Sen bizim için bize farklı, duruşu olan yarınlar için mücadele etsen de sensen sonra gelenlerin gönlünden başka şeyler geçti, farklı renk şampiyonluk dahi istediler. Sen 'Sadece BEŞİKTAŞ !' için mücadele ettin, 'Sadece BEŞİKTAŞ !' dedi ama Başkanım artık biz yalnız değiliz. Turka Cola ile ilkelerimizi çiğnemeye başladık. Bize 'İt' dediler de biz 'İmparator' dedik. Biz sana 'Seni Unutmayacağız' demedik. Biz o hakkımızı senden sonra Emre denen bi' çirkef için kullandık, pankart açtık. Senin yokluğunda bi' kupa kazandık ki mimarisinde Atçı*'nın imzası vard, vallahi ne diyeyim: Sanki küfür ettiler! Hatırlaması biraz zor Başkanım, bi' kupa daha getirdiler ki onu da çok görüp sahiplerindiler. Amca Bey'e götürdüler. Sen bizimleyken biz kendimizde boğulyorduk ki sen gittin gideli kendimizde bizi arar olduk. Artık esikisi gibi değil. Kongrelerde başka renklilerle oy kullanıp yarınlarımızın kaderini çiziyoruz. Başkanım, bunlar sizin 'Rakibe Saygı' ilkenizi biraz abarttılar sanırım ''Galatasaray'ın şampiyon olmasını istiyorum'' açıklamalarını dinliyoruz Sayın Başkan'dan. Bunlar da bize pek çok şey öğrettiler lakin sizden bi' şey öğrenmedikleri aşikar Başkanım. Siz bize ''Ödün vermek, ilkelerden sapmak ve başarı uğruna katlanmak' gibi terimlerden hiç bahsetmediniz ama şimdi sular-seller gibi ezberlettiler. Şu yüreğimizdeki yarayı biraz olsa hafifletmek namına:
Bizi engel olamadığımız için affeder misin?
(*)Mircea Lucescu

Nedir Beşiktaşlılık?


Sorarsın hani 10 yaşındaki kardeşine: ''Forma'nın arkasına ne yazdırayım?'' diye. Onun verdiği cevapta gizlidir işte Beşiktaşlılık. Küçücük formasının arkasına kocaman yazdırırsın: BABA HAKKI !

Beşiktaş'ı Sevebilmek


Bu sevda sığmadı yüreğe, yelkovan gitmedi sensiz bir adım ileriye, bi' ömür yetmiyor ulAn seni sevmeye ...
... yüreğinde karşılıklı siyah-beyaz çekerken isyana geçer umutlar, hayata siyah-beyaz gözlüklerden bakmanın asilliğini bilebilir misiniz? En güzel filmler sinemalarda ki yerlerini almışken, herkes konserlere akın ederken şehir adeta kollarını açmış sizi beklerken kardeşinle el ele Baba Hakkı'nın, Şeref Bey'in kabrini ziyarete gitmenin ne demek olduğunu ... Hayatı siyah-beyaz üzerine inşaa etmenin ne demek olduğunu, tüm kirlilikler içinde Beyaz'ı yüreğinde sarıp sarmalayıp saklamanın sevdasını tadabilir misiniz ... Siz 'BEŞİKTAŞLIYIM !' demek nasıl bi' duygudur, gurudur. Siz 'BEŞİKTAŞLIYIM !' demek ne denli zor bi' yüktür anlayabilir misiniz? Siz bi' kere olsa gözlerimizde ki hırsı görseniz, yüreğimizdeki sevgiyi bi' dirgem olsa tada bilseniz birisini sevdiğinize kendinizi inandırabilir misiniz? Hiç bi' beklenti ve çıkar söz konusu olmaksızın tribünde 'BEŞİKTAŞ ulAn !' diye bağırırken kol kola girmiş yüreklerin tarifini yapa bilir misiniz?

pardon ama ...
... Siz tribünde rakibe basmanın, çizgiden top çıkarmanın, yüreğinle tam saha pres uygulamanın ne anlama geldiğini bilir, BEŞİKTAŞLI olmanın gerekleri olduğunu ne denli zor bi' yük olduğunu bilir misiniz? 'BEŞİKTAŞ'tan da öte BEŞİKTAŞLILIĞIMIZ var bizim ! ne demektir Hayata Karşı BEŞİKTAŞLI durmak ne demektir bilir misiniz?
pardon ama ...
... Siz BEŞİKTAŞ'ı sevmeye cesaret edebilir misiniz?

Kap Kara !


bi' deplasman otobüsünde umuda yol almak ...
Bi' siyah-beyaz atkıyla nice isyanlara birlikte yelken açmak, bi' formayla gururlanmak. gülüşleri beyaz, gözyaşlarını siyah'tan ibaret bellemektir hayatın renkleri. Belki de en güzeli: sensizlikte sevdadan, aşktan bi' sen yaratıp seni yaşamak seni yaşatmak! Tüm münzeviliklere rağmen siyah-beyaz için tribünde kol kola haykırmak.

Tribünde umuda akan ilk gözyaşı anlatılamaz. Sevdana ilk haykırışın tadına doyum olmaz. Şeref Bey'e şafak saymanın, şafakların içinde kaybolurken seni aramanın tarifi imkansız hayallere koşmanın anlamı: kap kara bi' sevdanın, gözükara delikanlılarının yüreğinde gizlidir ! Gençliğin en güzel dönemlerinde, çantadaki en güzel defterlerin sayfalarına besteler yazdıran yüreğin içinde kavrulan aşk anlatılamaz. Dünleri baharlara katıp kış dolu yarınlara mektuplar yazıyorum, bu da benim kavgam! Bi' rüzgara kapılmışız ki: gözümüz sevdamız gibi kara, yüreğimiz isyanımız gibi gebe umutlara. Bu yarınlara atılan adımların sağlamlığı yüreğimizden geliyor, arkamıza alıp yürüdüğümüz sevdamızdan geliyor! Bu yürek seni ve sevdasını okyanusta kaybolan bi' kayık misali görüyor. Sevdam yüreğime sığmıyor. Bu adresi kayıp mektuplar, bu umutlar, bu isyanlar, gelecek yarınlar seni anlatmaya yetmiyor.

Herşeyim misin: bilmiyorum ama ...
... HERŞEYİMDESİN !

Paşa'dan Aşk Tarifi


Paşam'ın elleri ile ortak kullandığımız gardırop'a kazıdığı aşk tarifi.

Güzel İnsan Bill Amca


''ulAn'' deriz hani kimi zaman. ''ulAn sizin yerinizde olabilmek için neler vermezdim'' diye. O formaya hizmet etme aşkı kavurur hani yüreğimizi. Bill Amca'da bu konudan dem vurarak aşka getirmiş, şaha kaldırmış vakti zamanında Hotspur'u. Ne güzel demiş Güzen İnsan: ''Tribunlerde sizin yerinizde olmak için sağ kolunu feda etmeye hazır binlerce insan var. Çıkın ve onlar için oynayın!'' Bill Amca'yı 2004'te kaybettik. Futbol hayatı boyunca 1936-54 yılları arasında yalnızca Hotspur'a hizmet etmiş ve 1951'de Şampiyonluk sevinci yaşamış Bill Amca'nın 1 kere de Milli Takım forması terletmişliği bulunuyor mazisinde. Futbolu bıraktıktan sonra çok geçmeden 1958'de teknik adam olarak Hotspur'un başına geçmiş. 3 Fa Cup kazandırmıştır ki bunlardan ikisi 1961-62 yıllarında üst üste gerçekleşmiştir ve aynı senelerde 3 Charity Shield* alan Bill Amca finalde Atletico Madrid'i 5-1 yenerek 1963'de Kupa Galipleri Kupası'nı ve Wolverhampton Wanderers'ı devirerek ilk kez düzenlenen Uefa Kupası'nı da Tottenham'a kazandırmıştır. 1974'de Hotspur'dan ayrılıp West Ham'da görev alsa da 1976'da tekrar danışman olarak ait olduğu yere dönmüş ve 1991'de klüp başkanlığı yapmıştır.

Tottenham'ın maçlarında ''hadi lan !'' diye bi' ses yükseliyorsa bunda en büyük pay sahibi Bill Amca'dır.

***
(*) Premiere League ve Fa Cup şampiyonunun mücadele edip kazananın kaldırdığı, bu yıl 100. senesini doldurmuş organizasyon.

Tosun Paşa !


Beyfendimiz abisinden aldığı bayrağı çok daha yukarılara şimdiden taşıyor bile. Küçükken sorardık ''Kimsin lan sen?'' diye, yapıştırırdı cevabı: ''Ben Tosun Paşa !'' Şimdilerde de epey zamandır yanımda yatarken ufacık bi' mırıldanıp sağa-sola döndüğü vakit kulağına ''Siyah !'' diye fısıldamamla birlikte cevabı yapıştırıyor: ''Beyaz !''
***
Beni yakinen tanıyan arkadaşlarım bilir ki: Beşiktaş'ı sevmeyi anlatabilmek için onun hayatında ki Beşiktaş'ı anlatmanın yeterli olabileceği birisidir Tosun'um. İlerleyen zamanlarda blog'a benden fazla hizmeti olacağı da aşikar. Şimdiden garantisini verebilirim.

... ve futbolun kemikleri sızlıyor.

''Futbol, ezilen halkin mutlulugudur.''
George Weah

''Rıza pasını atarsa büyük tehlike yaratabilir'' diyerek başladık, ''Madida vuruyor ve top ağlarda gol!'' diye bitirdik son dönemlere doğru mahalle maçlarımızı. 'en' sevdiğimiz futbolcunun adını sayıklayarak adım attığımız mahalle maçları şimdiki nesillerde ''tikky futbol'' oynayan ronaldinho'lar ile dolup taşar oldu. başka boyutlara taşınan futbolun ''saf'' zamanlarını gören son jenerasyon olmak canımı sıkıyor ciddi anlamda. bizler büyüdükçe futbol da büyüdü fakat büyüyen rekabetten ziyade futbolun endüstrisi oldu. ... kırdığı rekorun egale edilebilmesi için 115 sene geçen, stadları resmi futbol müzesi ve dünyanın en eski stadı olan Preston North End'i her ne kadar hâlâ daha 30.000 ortalama kombine satsalar dahi iddia kuponları haricinde duyanımız, bilenimiz daha da kötüsü yad edenimiz yok. evinde oynadığı maçın gelirlerinin %60'ını almak yerine sırf güzel futbol adına o dönem için dünyanın en büyük stadyumuna sahip olmasına rağmen bu teklife karşı çıkıp ''stad gelirlerinin eşit dağıtılması'' önerisini sunan Santiago Bernabeu'nun emaneti şimdilerde endüstriye dönüşmüş futbolun gözbebeği, adeta simgesi. artık celtic-glasgow maçlarının galibi protestanlar ya da katolikler değil eskisi gibi. roma-lazio, liverpool-everton, genoa-sampdoria maçlarının galibi ''kesimler''den de ziyade cepteki para oluyor ... ... aynı orantıda endüstriye dönüşen futbol sağolsun kendisini o takıma ait hisseden taraftarlar kendilerini simgelediklerini inandıkları takımları ile birlikte tribünde mücadele edemiyor, ''birlikte'' olamıyorlar ki artık ait olduğun takıma koşmanın kriteri ''sevgi''den ziyade paraya dönüşür oldu. velhasıl zoruma gidiyor bi' kesimi, halkı temsil eden futbolun sermayenin bi' parçası olması. cebi dolu olanın hafta sonu eğlencesi olması. yeni nesillere bu şekilde aktarılıyor olması. takımlarını dünya kupasına gönderebilmek adına para toplayan kamerun halkından, kendi takımına iddia'da oynayarak para kazanan seyirciye dönüşen taraftar portresi. kadıköy'de galip geldiğimiz vakit ertesi gün ilk iş rakip takımlı olan en yakın arkadaşını aramaya koyulan ''bacaksız velet''in gözlerinde ki ''BİZ! kazandık'' kâr etmiyor artık ki, BİZ! olma durumu kalmadı. o bizim atkımızla yüreğimizi ısıttığımız kış günlerinde koşup gittiğimiz sevdamız reklam panolarına dönüştü artık. turkcell bi' yandan saldırıyor, bank asya bi' yandan. oyunlar yetmiyor, endüstri büyükdükçe kollara reklamlar, şortlara reklamlar. artık futbolda kazanan WM sistemi, çift ön libero falan değil. 3'e, 5'e, 2'ye de tenezzül edilmiyor artık. en çok zoruma gideni de artık futbolda kazanan ''hadi koçum, göreyim seni!'' değil. artık kazanan para, para, para!

... ve o sevdiğimiz, koştuğumuz futbolun kemikleri sızlıyor.

pankart halkintakimi'na aittir.

Geçmiş Olsun Efsane Başkan


Geçenlerde ciğerlerindeki rahatsızlıktan ötürü Ankara GATA'ya kaldırılmıştı kendisi, yeğeni durumunun iyi olduğunu ve ilerleyen zamanlarda daha da iyi olacağını belirtmişti. Allah tez vakitte acil şifalar versin, başımzıdan sizin gibileri eksik etmesin.

Yeni Beste


Hiçbir şeye benzemez sanki ab-ı hayattır seni sevmek Beşiktaşım
Açıp kanatlarını süzül şampiyonluğa haydi bastır Beşiktaşım
***
Melodisi Yalın'ın son parçası Kalamadım, beste için de bi' eyvallahımız daha olsun Doruk kardeşime.

11 Kasım 2008 Salı

Kapalı #12


Beşiktaş Tarihi'nin en fazla forma giyen futbolcusu.

Merhaba Optik Başkan !


Bembeyaz dünyandasın, izliyorsun BEŞİKTAŞ'ı
Sensiz öksüz kaldı bak ağlıyor HİNDİ BABA
Acıktı kardeşlerin çık gel söyle bi' çorba
Hayalin Kapalı'da Merhaba OPTİK BAŞKAN !
***
Melodisini seçmemi bahane edip beni 'KARDEŞ' bellediğinden ötürü besteye beni de ortak etse de beste için Çarşı Angara'dan kardeşim Doruk'a eyvallahımız var.
Melodi: İlkay AKKAYA - Bilsen Şimdi Nerdeyim

Optik Başkan Sen Çok Yaşa !



Niyetimiz Beşiktaş'tan bahsetmek ve Beşiktaşlılığı, Beşiktaş'ı sevmeyi anlatabilmek olduğundan isim bulmak da pek de zorlandığım söylenemez açıkçası. Beşiktaş'ı sevebilmeyi senden öğrendik bizler başkan. ''Benim adım Optik Başkan, on bin tane deplasmana gittim !'' misali.

Bembeyaz umutlarla kapkara bi' sevdaya yelken açmış yağız delikanlılar olarak Beşiktaş'ı anlatabilmek haddimiz olmadığından Beşiktaş'ı sevmeyi anlatabilmeyi yeğledik. Yeri gelir elimizden geldiğince sanat'a da el atarız, sinemaya uğrarız. Dünya futbolunda 'kanımca' yeni sayfalar açmış futbol aşığı abilerimizin kulaklarını çınlatır, dilimiz döndüğünce de Beşiktaşımız'ı kelimelere dökme çabasıyla Merhaba!